Amasra Safranbolu

(29/10-31/10/2009)

 

TUR ÖZETİ:

Sadece 3 günümüzün olması sebebiyle Amasra ve çevresi ile Safranbolu’ya Amasra üzerinden yapacağımız günü birlik ziyaretten  ibaret bir gezi olacak. Konaklama için Amasra’da ki Türkeli Oteli seçtik. Safranbolu’da geceleme yapmayacağız.

 

PROGRAM:

 1.Gün:         

29 Ekim 2009 Perşembe Cumhuriyet Bayramı. Sabah erken saatlerde  yola çıkıyoruz İstanbuldan. Amasraya öğleden sonra varmayı hedefliyoruz. Hava bulutlu ancak açık ama her an yağacakmış gibi duruyor. Amasra’ya TEM otoyolunu Bolu’nun doğu çıkışına kadar kullanacağız, TEM’den çıktıktan sonra Mengen, Devrek, Çaycuma ve Bartın üstünden gidecek şekilde  planlıyoruz. Yol üzerinde bulunan 7 göller eğer zamanımız olursa gezi planına dahil edilecek. Öğlen saat 12:30-13:00 sularında Mengen’e varıldı. Mengenden aldığımız bilgiye gore 7 göller yolunun büyük kısmı toprak olması sebebiyle bir hayli bozukmuş. Bu mevsimde arazi aracı olmadan gitmenin çok doğru olmayacağını söylediler ve bunun üzerine gezi planından 7 gölleri çıkarttık. Özellikle Mengen’den sonra yolun manzarası gerçekten görülmeye değer. Mevsim gereği sarının, yeşilin onlarca tonunu görmek mümkün. Arada hafif hafif yağmur atıştırıyor ama henüz yolculuğu zorlaştırmadı. Akşam üstü Amasraya varıyoruz. Yağmurda şiddetini biraz arttırdı. Amasra’ya gelmişken Canlı Balık’ta balık yememek olmayacağı için öğlen öğününü pas geçmiştik bu sebeple karnımız aç. Hemen arabalara park edecek bir yer bulup Canlı Balık restoranın (http://amasracanlibalik.com/) yolunu tutuyoruz.   Hemen siparişlerimizi veriyoruz. Şefin tavsiye ettiği taze neredeyse tüm balıkları deniyoruz. Canlı Balık restoran aslında meyhane tarzı bir yer değil tam bir balık pişiricisi. Meze seçeneği çok yok ama doyasıya  balık yemek için ideal. Yemek sonrası Amasranın içini yaya olarak dolaşıyoruz, önce Amasra kalesi ardından Kemere Köprüsünden geçip Ağlayan Ağaç’da hem çayımızı yudumlamak hem de Karadenizin görüntüsünü, kokusunu içimize çekmek için mola veriyoruz.  Yağmur yavaş yavaş yağıyor ama yaya olarak gezmeye engel değil. Gece geç saatlere kadar Amasranın sokaklarını, hediyelik eşya mağazalarını dolaşıyoruz. Amasranın bir zamanların Bodrum’u olduğunu söylüyorlar belki çılgınca eğlencenin, yaz aylarında yabancı turistlerin yarattığı kozmopolit ortamı  gibi değilmiş ama yaz mevsimini doyasıya yaşamak için tercih edilirmiş mevsim kısa olmasına rağmen.  

(  http://www.amasra.gov.tr )

 2.Gün:   

Sabah kahvaltımızı Türkeli otelin en üst katında Karadeniz manzarası eşliğinde yapıyoruz. Bugün önce Amasranın doğusuna doğru gideceğiz kıyıyı takip ederek. Güzergahımızda Çakraz, ardından tekne yapımında vaktiyle çok önemli bir merkez olan Kurucaşile var. Yol virajlı, biri bitmeden diğeri  başlıyor.

Çakraz güzel bir sahil köyü. Küçük şirin mi şirin bir plajı var. Sonraki durağımız Kurucaşile olacak. Araçlarımızı Kurucaşile mendireğinini yakınına park edip yaya olarak sahili geziyoruz. Bir sahil kahvehanesinde sahleplerimizi içiyoruz. Ardından Safranbolu’ya doğru yola çıkıyoruz.

Akşam üstü Safranbolu’ya varıyoruz. Araçlarımızı park ettikten sonra yine yaya olarak Safranbolu sokaklarını dolaşmaya başlıyoruz. Ama önce Safranbolu’nun meşhur yerel yemeklerini tatma zamanı. Bir çok seçenek var. Yemekten sonra sokakları dolaşmaya devam ediyoruz. Safranbolu çarşısındaki Arasta Lonca Kahvesinde okkalı birer Türk kahvesi ardından güzel demlenmiş tavşan kanı çaylarımızı yudumluyoruz. Kapanış saatinden önce Kaymakamlar Konağını geziyoruz. Ardından hediyelik eşya almadan dönmek olmaz diye tekrar çarşı içine geri dönüyoruz. Safranbolu gerçekten fantastik bir ortam sunuyor. Sanki başka bir zamana, mekana gelmiş gibi hissettiriyor insana kendisini. Hava yavaş yavaş kararıyor, yağmur şiddetini arttırıyor. Amasraya dönme zamanı geldi.

(http://www.safranbolu.gov.tr/ )

3.Gün:

Üç günlük kısa gezimizin sonu. Sabah kahvaltısının ardından İstanbula dönüşe hazırlanıyoruz. Otel çalışanları ile vedalaşıp yola çıkıyoruz.  Mengen’e aşağı yukarı yarım saatlik yolumuz var. Dere kenarında semaverde çay içmek için mola veriyoruz. Semaver ama odun ateşi ile çay demleniyor. Ardından öğle yemeği için Menge’nin girişinde bulunan Müdürün Yeri. Türk mutfağının birbirinden leziz yemeklerinden tadıyoruz.

Çaylar da içildi artık İstanbula dönene kadar durmak yok ve ver elini İstanbul…

 

BİTTİ