Karayipler (St Martin St.Barth Anguilla)

(30/05-09/05/2010)

TUR ÖZETİ:

Esas olarak üç adayı ve çevresindeki adaları özellikle de “Natural Reserve” olan adaları kapsayacak olan Karayipler gezimizi 38 feet bir katamaran tekne ile gerçekleştireceğiz. KLM hava yolları ile Amsterdam aktarmalı olarak St.Martin adasının meşhur Princess Juliana havalanına ineceğiz. Bu adada teknemizi teslim alacacağız. Gezi sonunda tekrar St. Martin adasına dönüp buradan Air France ile Paris aktarmalı olarak İstanbula ulaşacağız. Bu şekildeki tercih sebebimiz bağlantılı uçuş için bekleme sürelerini ve gün kaybını en aza indirmek. Seyahatimiz 8 gece 9 gün sürecek.

PROGRAM:

 1.Gün:

KLM havayollarının 06:00 uçağı ile AHM’nından Amsterdama uçuyoruz. Amsterdam’da 4 saatlik bekleme süresini airport suşi bar’da leziz suşiler yiyerek, kalan zamanda da mağazaları gezerek geçiriyoruz. St. Martin uçuşumuz yaklaşık 9 saat sürüyor. KLM’in kesintisiz devam eden servisi sayesinde uçuş oldukça rahat geçiyor. St. Martin’deki ilk izlenimlerimiz biraz hayal kırıcı oluyor. Yaz sezonun bitmiş olması ve belki birazda hayallerimizde bu bölgeyi  fazla abartmış olmak da bu görüşün oluşmasında etkili olmuş olabilir. Bir çok mağaza kapalı, canlılık yerini sakinliğe bıramış. Taksi alıp yaklaşık 30 dakikada Marigot Marinaya ulaşıyoruz. Charter firmamızın ismi Anyway Marine (web sitesi: http://www.anywaymarine.com/,  e-mail adresi: bulent.anyway@wanadoo.fr  ( +590(0)6.90.37.81.81), sahibi ise uzun yıllar önce Fransaya gelmiş,  oradanda St. Martin’e yerleşmiş olan Bülent bey, Bülent Gülay evet yani bir Türk.   Tekneye yerleştikten sonra tekneye komşu La Village café ’de yorgunluğumuzu atmak için birer aperatif alıyoruz. Akşam Bülent bey’in tavsiyesi ile Café de Paris’de nefis pizzalarımızı yiyoruz burada ayrı bir sürpriz bizi bekliyor şef garson Mehmet, yine bir Türk. Film yıldızı olmak istiyor. Mehmetin ihtimamlı servisi sayesinde çok keyifli bir akşam yemeği yiyoruz. Burada pizzanın yanında en çokta acılı zeytinyağını beğeniyoruz.

St.Martin iki devlet arasında (Hollanda ve Fransa) pay edilmiş, Marigot Marina Fransız tarafında. Ancak özelikle yerli halk daha çok İngilizce konuşmayı tercih ediyor. Marigot aynı zamanda Fransız tarafının principal town’u konumunda. Bir çok yerde Amerikan Doları ve Euro geçiyor hatta bir çok dükkanda ve alışveriş merkezinde 1 USD= 1 Euro. Bizim için çok uzun bir gün oluyor, saat farkı sebebiyle. Sabaha karşı jet lag sebebiyle 03:00 AM’de uyanıp kalkıyoruz. Tüm mürettebat teknenin havuzluğunda toplanıyor, sohbet, muhabbet gırla gidiyor. Mevsim bittiği için yandaki komşu tekneler boş bu sebeple kimseyi rahatsız etme korkumuz yok. Bünyelerimiz henüz alışamadı saat farkına.

 2.Gün:

Sabah kısa bir tur atıyoruz marina çevresinde ve kahvaltımızı taze kurasanlar ve çay eşliğinde yapıyoruz. Kahvaltı ettiğimiz café’nin karşısındaki balık ve meyva pazarını dolaşıp tekne için erzak alış-verişi yapıyoruz. Teknenin bağlı olduğu iskele adada ki bir lagoon yani göl içinde. Lagoon’dan açık denize hem Fransız hem de Hollanda tarafında birer çıkış mevcut. Ancak Bu çıkışlar köprülerin açılması ile mümkün olabildiği için köprülerin açılış  saatine göre sıraya girmek gerekiyor( Öncelik açık denize çıkan teknelerin). Bu arada bizi küçük bir sürpriz bekliyor, köprü açılış saatinin yanlış bildirilmesi sonucu Hollanda tarafındaki köprüye geliyoruz, açık denizden gelenler giriş yapıyor ancak biz geçemeden köprü kapanıyor ve lagoon içinde kalıyoruz. Fransa tarafındaki köprünün açılış saatine kadar açık denize çıkmak mümkün değil artık. Öğle yemeğimizi yiyip bu arada arızalı olduğunu anladığımız  dingy’i değiştirmek üzere tekrar Anyway Marine firmasının iskelesine dönüyoruz. Bülent bey yeni bir dingy ve outboard engine temin ediyor. Arkasından Fransa tarafındaki köprüden çıkış yapmak üzere ( köprü 15 dakikalık bir mesafede)  yol alıyoruz ve köprüye geldiğimize bizden önce gelen teknelerin oluşturduğu kuyruğu görüyoruz. Köprü açılış ve kapanış saatleri tüm ayrıntısıyla Bülent bey’in editörlüğünü yaptığı “Turquoise” adlı kitapçıkta mevcut. Bu turu yapacak olanların muhakkak bu kitapçığı edinmesinde fayda var.   

Köprü tam 17:30’da açılıyor ve sonunda açık denize yani Karayip denizine açılıyoruz. İlk durağımız yaklaşık 1 saatlik mesafedeki Grand Case. Burası bütün Karayiplerin Gourme başşehri olarak adlandırılıyor. Güvenli bir yerde demirliyoruz. Kendimizi Karayip denizinin sıcak sularına bırakıyoruz. Teknede dinlendikten sonra Büleny beyin tavsiye ettiği lolos’lardan(varil üzerinde barbekü restaurantları) birinde yerel yemekleri tatmak ve Grand Case’i yaya olarak dolaşmak üzere karaya çıkıyoruz. Kulağımıza gelen canlı Reggae müziği bizi kendiğinden bir lolos’un(Rip Shack) önüne getiriyor. Deniz manzaralı bir tahta masa ve bank’ları bizim için hazırlıyorlar.   Arkasından hem kırmızı et hem de seafood dan oluşan siparişlerimizi veriyoruz ve canlı müziğin ritmine kendimizi bırakıyoruz.

Bu noktada deniz mahsullerinin adı geçmişken bir şeyi hatırlatmakta fayda var. Burada daha çok kabuklu deniz ürünlerini tercih etmek gerekiyor. Karayip denizlerinde tutulmuş olan balıkların resiflerden beslendikleri için toxin’ler içerdiği ve özellikle kıta avrupasından gelen misafirlerde çok ağır alerjik tepkimelere yol açtığı uyarısı bize yapıldı bu sebeple biz de çok sevmemize rağmen balık yemekten uzak duruyoruz. Lolos’larda adam başı 15 $’a rahatlıkla karnınızı doyurabilirsiniz. Ancak Grand Case’de bir çok Fransız mutfağı ve dünya mutfağı sunan restaurant bulabilirsiniz.

Bir de burasının meşhur johnycake’i var. Özellikle Rumeli insanının bildiği “kolaç” yani mayasız hamurun yuvarlak pide şekli verilerek pişirilmesi ile yapılan bir tür unlu yiyeceğin birebir aynısı ancak sadece ebatları biraz daha küçük ancak gayet lezzetli.

Yemek sonrası kumsalda yürüyüş yapıyoruz, ara sokaklarda geziniyoruz ve tekneye dönüş.

3.Gün:

Sabah kahvaltısında yerel bir bakery’den alınan birbirinden güzel sıcacık kurasanlarla karnımızı doyuruyoruz. Rotamız Anguilla adasındaki Road bay. Ancak karayiplere geldikten sonra öğrendimiz bir gerçek şu ki bu adaya çıkabilmek için İngiltere vizesi gerekiyor olması. Eğer burasını vize problemi yüzünden programdan çıkartırsak zaten temel üç ada üzerine kurulu olan gezi programımız ciddi sekteye uğrayacak. Clearance işlemlerini yaptırmayan ve adaya vizesiz giriş yapanlara 6 ay hapis ve 5.000 Euro para cezası verildiğini öğreniyoruz.

Vize problemini çok dert etmeden(J) Road bay ‘a demirliyoruz 18 NM bir yoldan sonra. Son derece dingin ve güzel bir koy burası. Dingy’le karaya çıkıyoruz pasaport ve “clearance”  işlemlerini tamamlamak üzere Immigration ofisin yolunu tutuyoruz. Yoğun bir sohbet sonrası Immigration ofisteki yetkili bizim sade birer turist olduğumuza ikna oluyor ve birazda adanın mevsimi kapaması ve gayet tenhalaşmış olmasının da etkisiyle akşam 17:00’a kadar adaya çıkmamıza izin veriyor. Hatta daha da ileri gidip geceleme konusunda da ısrarcı olunca sabah erken ayrılma koşulu ile geceleme içinde izin çıkıyor. Yani anlayacağınız Türk işi muhabbet burada da işe yarıyor. Ama her zaman yaramayabilir siz yine de bir ingiliz vizesi bulundurun. Minnetlerimizi sunup Immigration ofisin yanında bulunan bar restaurant’a girip oturuyoruz. Hava inanılmaz sıcak ve boğucu. Ancak bir kıpırdanma oluyor bar içinde sonrasında 3 saat boyunca inanılmaz bir canlı jazz konserine canlı şahitlik yapıyoruz. Yaşadıklarımız inanılır gibi değil. Bilet alıp gelsen böyle bir adada böyle bir konseri izleme şansın yok gibi birşey. Yemeğimizi yedikten sonra tekneye dönüp denize giriyoruz.  Ardından Road bay ‘e 2-3 NM mesafedeki Sandy Island’a hareket ediyoruz. Burası gerçekten denizin ortasında yalnız kumdan oluşmuş bir adacık. Adacık derken tamamı 700 m2 bir yer. Üzerinde 10 adet palmiye ağacı ve bir de ahşaptan yapılmış küçük bir café var. Ancak adaya çıkış hayli zorlu. Adanın yarıl mil kadar açığındaki şamandıralara bağlanıp dingy ile adaya çıkılabiliyor çünkü sığ kayalık döküntüleri ile çevrili adanın etrafı. Yalnız bir kaç noktada dingy’nin geçebileceği kadar küçük boğaz var ancak oralardan adaya ulaşabiliyorsunuz. Tüm mürettebat adaya salimen çıkıyor. Deniz ve kumsal muhteşem. Bol bol denize giriyoruz. Deniz suyu sıcaklığı 28 derece. Turquoise bir deniz, bembeyaz kumsal insan kendini rüyada sanabilir. Karayip adalarının bir çoğunda deniz altındaki doğal hayata zarar vermemek için demir atmak yasak. Adaların demirlenebilecek olan koylarında teknelerin bağlanması için tonoz şamandıraları hazırlanmış tekneyi bu tonozlara bağlıyorsunuz.

Ayrıca denizciler için bir not; burada tüm tekneler sert rüzgarlar sebebiyle demir attıktan veya tonoza bağlandıktan sonra bosa tutuyorlar. Biz de kural haline gelmiş olan bu tedbiri her tonoz aldığımız veya demir attığımız yerde uyguladık. 

Road bay’a geri dönüyoruz geceyi geçirmek için. Market alış verişi yapmak üzere iki arkadaşımız karaya çıkıyor dingy ile ancak dalgaların azizliğine uğrayıp dingy’nin motoru ıslanıyor. Maceralı bir alış veriş sonrası kürekle ve rüzgara karşı zorlu şekilde tekneye geri dönüyorlar. Outboard engine olmadan Karayiplerde tekne ile dolaşmak mümkün değil. Aksi halde karaya çıkma şansınız yok. Bu sebeple outboard engine sökülüyorve kurutuluyor. Ardından test ediyoruz…

Yaşasın çalıştı !!!!

4.Gün:

Erkenden hareket ediyoruz rotamız St.Barth adasına.  Yaklaşık 5 saatlik bir yolculuktan sonra St.Barth adasına ulaşıyoruz. Ana yelken problemi olan bir tekne kaptanı ile bir gerginlik yaşayıp tekneyi Port Gustavia’nın bir iskelesine kıçtankara yapıyoruz. Marinada tüm clearance işlemlerini kendiniz bilgisayarlardan yapıp yazıcıdan döküm alıyorsunuz, pasaport kontrolü yok. Marinaya ve tatlı su ihtiyacınız varsa tatlı suya yüksek paralar ödeyerek işlemlerinizi bitiriyorsunuz. Marina’da duşumuzu alıyoruz ve arkasından öğle yemeğimizi sahildeki bir bar restaurantta yiyoruz.

St. Barth gerçekten ilginç bir mimariye sahip. Gerçek Karayip adalarının mimari kimliğinden çıkmış, sanki Nice, Monte Carlo kıyılarında gibi hissediyorsunuz kendinizi. Araba kiralayarak adayı keşife çıkıyoruz. Araç ile gidilebilecek tüm koylarını dolaşıyoruz adanın. Bay de Saint Jean kumsalında akşam üstü yorgunluğunu soğuk aperatiflerle gideriyoruz.  Burası gerçekten ilgiç bir yer. Büyük bir kumsal var ve kımsalın doğu tarafında bulunan havaalnından kalkan 6-8 kişilik  motorlu yolcu uçaklarının kalkışını seyretmek çok hoş. Akşam yemeği menüsünde pizza var.

Bu arada yanımızda kıçtan kara olmuş üç adet ahşap tekne var. Bu teknelerin St.Barths’a Antigua’dan eski tasarımlı tekneler için düzenlenmiş bir regataya katılmak üzere geldiklerini öğreniyoruz. Tekneler son derece iptidai, demiri elle atıp çekiyorlar. Marinadan motor kullanmadan full arma çıkıyorlar. Doğuştan denizci bu insanların marinadan selamlama manevrası yaparak ayrılışını izlemek ayrı bir keyifti.

5.Gün:

Kahvaltımızı teknede yaptıktan sonra St. Barth plajlarında denize girmek için arabamıza atlıyoruz. Yanınıza şemsiye, içecek ve deniz gözlüğü almayı ihmal etmeyin.

Pointe Corrossol, Anse Colombier, Saline plajı, Gouverneur plajı, St.Jean, Shell Beach gezilmesi görülmesi gereken koylar. Bu plajlarda sıkça Nü’lerle karşılaşabilirsiniz. Öğlen yemeği teknenin mutfağından çıkıyor bu kez. Hafif bir menu, Balik, yeşillikler ve bol şarap. Sohbetin keyfine doyum olmuyor. Akşam üstü tekneye yürüme mesafesindeki Shell Beach’den denize giriyoruz. Bu plajın sahili milyonlarca istiridye kabukları ile kaplı bu sebepten buraya Shell Beach diyorlar. Akşam yemeğini şık bir Fransız restaurantın da yiyoruz ve tekneye dönüş.

6.Gün:

Saat 08:30’da hareket ediyoruz. İlk durak Colombier. Araba ile daha önce geldiğimiz bu koya bu kez tekne ile geliyoruz. Burada snorkeling yapıyoruz. Deniz akvaryumdan farksız. En çok balık çeşidi burada, deniz kaplumbağaları ile birlikte yüzüyoruz. Bir sonraki durak Fourchue adası. Burası da bir natural reserve. Snorkeling burada da yapılıyor. Karayiplerin en yırtıcı balıklarından biriolan Barracuda ile burun buruna geliyoruz. Neyseki Barracuda’nın insanlara zarar vermediğini öğrendiğimiz için çok pnik olmuyoruz ama yine de dikkali olup çok yaklaşmamakta fayda var. Arkasından Cul de Sac.  Pinel adasının karşısında tonoza bağlanıyoruz. Akşam yemeği için 10 dakikalık bir dingy seyahatinden sonra karaya ayak basıyoruz. İlk hedefimiz bir Lolos bulmak. Ancak yaklaşık 45 dakika yürümemize rağmen nafile aradığımız lolos’lara ulaşamıyoruz. Bir spor merkezinde yol tarifi sorduğumuz şahıs önce yaya olarak yol tarifi veriyor sonra halimize acıyıp taksi bulabileceğimiz bir yer tarif ediyor. Taksiye atlayıp soluğu Grand Case’de alıyoruz yine. Aynı lolos restaurantta akşam yemeğimizi yiyoruz. 30 $ taksi ücreti ödeyip dingy’i bıraktığımız yere dönüyoruz.

 7.Gün:

Bu sabah rotamız Tintamare. Burası ayrı bir güzellikte. Denizin rengi, kumsallar inanılmaz. Yine deniz kaplumbağları eşlik ediyor yüzerken. Dingy ile karaya çıkıyoruz. Adada yürüyüş yapıyoruz ve adanın diğer kıyısına ulaşıyoruz. Öğlen yemeğinde yine bir tekne klasiği olan makarna var. Akşam Grand Case’e geri dönüyoruz. Hediyelik eşya alışverişi yapılıyor biraz. Canlı müzik dinlemek için geldiğimiz bardan şiddetli yağmur yüzünden erkenden ayrılmak zorunda kalıyoruz. Canlı müziği tekneden dinlemeye devam ediyoruz.

  8.Gün:

Bugün Hollanda tarafının principal town’u olan Phillisburg’da demirleyeceğiz. Dingy ile sahile geliyoruz ve bağlanacak uygun bir yer buluyoruz. Karaya çıkıp alış veriş yapıyoruz. Burada tüm dükkanlar duty free. St. Martin adasında tarım ve sanayi yok, hiç bir şey üretilmiyor. Herşey ama her şey dışarıdan geliyor. Özellikle su konusunda çok hassaslar. Yalnız turizm ve duty free dükkanlar yani alış verişe dayalı bir ekonomi var. Hava gerçekten çok sıcak. Önce birşeyşer yiyoruz ve burasının meşhur Big Black Dick J isimli içeceğinden içiyoruz. Canlı müzik çalınıyor kulağımıza, bu bir bando. Hemen sesin geldiği sokağa yöneliyoruz ve sesin bir cenaze töreninden geldiğini anlıyoruz. Tüm sokak süslenmiş büyük renkli maskelerle, cenazeden çok bir tür kutlama gibi. Sonrasında yine yürüyüş yaparak, dükkanlara girip çıkarak yavaş yavaş tekneye dönüyoruz.

Demir alacağız ama zincire naylon torba dolandığı için ırgat çalışmıyor. Naylon parçalarını temizlemeye çalışırken bu sefer dingiynin halatı pervaneye dolanıyor. Şaka gibi beş dakika içinde teknede başınıza gelebilecek en kötü bir kaç şeylerden ikisi birden başımıza geliyor. Neyse yoğun bir çaba ile önce naylon temizleniyor ırgat dişlilerinden, ardından pervaneye dolanan halat teknenin altına dalış yapılarak çıkarılıyor. Derin bir nefes alıp rahatlıyoruz.

Rotamız önce Coconut Grove, kısa bir yolculuktan sonra buraya varış ve tonoza bağlanma. Denize girip, snorkeling yapıyoruz.  Tonoz demişken tonoz alabileceğiniz tüm koylarda teknelerin büyüklüklerine göre ayrı renkte tonoz şamandırası konulmu. Hangi boy teknenin hangi tonozu alacağı bu renkli şamadıralarla belirlenmiş. Bu konuda da “Turquiose” kitapçığı en önemli kaynak.

Karayiplerdeki son gecemizi geçirmek üzere Oyster Pond’a doğru dümen tutuyoruz. Burası girişi oldukça dar ve su altı döküntülerinin olduğu bir koy. Ancak özellikle dalgalara karşı son derece korunaklı. Daha çok charter firmalarının tekneleri kışlamak için kullanıyor burasını. Bir de içinde küçük bir marina var; Captain Oliver's Marina. Su ve yakıt alınabilir.

Akşam yemeği için teknede barbekü yapıyoruz. Barbekü karayiplerde bir alışkanlık. Tüm teknelerde bu tertibat var. Müziğimiz var mehtap var daha ne olsun.

  9.Gün:

Oyster Pond’dan yola çıkıp zamana karşı bir yarışla Marigot Marinaya doğru yol alıyoruz yine köprü açılış saatine yetişmemiz lazım yoksa bir sonraki geçiş uçak saatine çok yakın olacağı için riskli. Neyse sorunsuz lagoon içine girip Anyway Marine’e ait iskeleye kıçtankara oluyoruz. Check out işlemlerini tamamlayıp bavullarımızı topluyoruz ve yine bir minibus taksi ile Princess Juliana havaalnına varış. Dönüş yolcuğunda bir dizi aksikler oldu. Önce uçak rötar yapıyor, uçak havalandıktan sonra teknik arıza sebeiyle Dominik Cumhuriyetine teknik servis almak için mecburi iniş yapmak zorunda kalıyoruz ve doğal olarak  bağlantılı uçuşumuzu kaçırıyoruz. Air France bize THY  bileti temin ediyor. Yine bir Türk asıllı Fransız vatandaşının  yardımlarıyla çok erkenden check in yaptırıp boarding pass’lerimizi aldıyoruz ve uçuş saatine kadar olan boşluğu değerlendirmek için doğruca Opera meydanına seafood, shellfish yemeğe gidiyoruz. Paris de şöyle bir iddia vardır Paris’te her zaman sahil şehirleri kadar taze seafood ve shellfish bulunur diye. Bunu bir kez daha yerinde tespit ediyoruz. Ve tarih ,  anneler gününe isabet ettiği için,  ekipte bulunan annelere de Paris’te bir öğlen yemeği hatırası ekliyoruz hafızalarına …

1 yıl hayalini kurduk, 6 ay hazırlandık ve 9 günde tükettik. Tatil yapmak kadar bunun hayalini kurmak ve hazırlanmak da zevkli seyyahlar için, Travelholics’ler için...

BİTTİ