İsveç Stockholm Archipelago Lapland (Laponya) Norveç Kuzey Denizi

(04/07-12/07/2009)

 

TUR ÖZETİ:

Turumuz iki bölümden oluşmakta. Birinci bölümde 50 feet bir Bavaria Cruiser tekne ile Stockholm Archipelago’su gezilecek. Archipelago yaklaşık 30 bin ada ve adacıktan meyadana gelen büyük bir takım ada. Konaklamalarımız  teknede olacak. İkinci bölümde, tekne Stockholm’de bırakıp havayolu ile Finlandiya’nın Lapland’inde bulunan Ivola’ya Helsinki bağlantılı olarak gidilecek. Lapland’de sadece 1 tam günümüz ve bir de yarım günümüz var bu sebepten yalnız Norveç ve Rusya’nın kıyısı bulunan Kuzey Denizi kıyılarına gitme kararı aldık. Bu bir günlük excursion’da yaklaşık 1100 km yol katedilecek, yolculuk sırasında, Norveç sınırından giriş yapılacak ve Kuzey Denizi kıyısındaki Hammerfest ziyaret edilecek. Dönüşte, Lapland’in başşehri olan, Rovaniemi üzerinden trenle Helsinki’ye gelinecek ve uçakla İstanbul’a yani eve dönüş yapılacak.

Seyahatimiz, ilginç bir coğrafya içinde gerçekleşecek. Hem Stockholm-Archipelago hem de Arctic Circle’ın da kuzeyinde yeralan Lapland. Bilindiği gibi Arctic Circle’ın güneyinde yer alan Stockholm bile aşağı yukarı Ağustos ortasına kadar uzun gün ışığı alıyor. Arctic Circle senede en az bir gün güneşin batmadığı ve yine senede en az bir gün güneşin hiç doğmadığı bir coğrafyanın başlangıcı olarak kabul edilen sanal bir enlem (66° 35 ′ 32″ ). Arctic Circle ve daha kuzeyinde  hakikatten jetlack yemiş gibi oluyorsunuz. Sabaha karşı 02:00 da dahi hava aydınlık. Henüz saat erken sanıyorsunuz ama saatinize göz attığınızda, anlıyorsunuz gerçeği. 

Ayrıca Lapland, Taiga denen Sibirya’dan Kanada’ya kadar uzanan Arctic Cirle üzerindeki büyük orman kuşağının içinde bulunan bir bölge. Lapland yani, Suomi (Sami)’lerin ülkesinin kültürel varlıklarını mümkün oldukça müzeleri gezerek tanımaya çalışacağız.

Stockholm-Archipelago

 

 

Finlandiya-Lapland

PROGRAM:

 1.Gün:         

4 Temmuz Cumartesi günü, THY uçağı ile İstanbul’dan 08:50’de hareket, Stockholm’e 11:35’de varış. 10 kişilik bir gurubu taşıyacak minivan bulmak mümkün olmadı charter yaptığımız firma tarafından tavsiye edilen bir 6 kişik araca bir de taksi alarak Arlanda havalimanından tekneyi teslim alacağımız Lidingö adasındaki Gataga Marinaya olan transferimizi gerçekleştireceğiz.

Taksi bize söylendiği gibi, tam olarak 640 SEK tuttu, 500 SEK de diğer araca ödedik, şöförümüzün ismi Eva, böylelikle ciddi bir tasarruf sağlanmış oldu. Unutmadan söylemek lazım, İsveç’te yalnız İsveç Kronu(SEK) geçmekte 100 SEK 20 TL ediyor yaklaşık olarak. Marinaya varış, teknenin check-in işlemlerini tamamlamak, kamaralar için kurra çekimi, kamaralara yerleşim ve hemen arkasından vakit kaybetmeden tekne için alış-veriş yapmak için  yakındaki super markete gitmek üzere yaya olarak yola koyulmak. Bu arada karnımız çok acıktığı için, tekneyi teslim aldığımız Mr. Evert’ün tavsiyesi ile yol üstündeki Thai restaurant’ında sushi ve noodle ağırlıklı güzel bir öğlen yemeği yeniyor. Bir alternatifte marinanın içinde yer alan café. Burada yemek yemek ve bir şeyler içmek mümkün. Ayrıca canlı müzik yapan kaliteli bir gurup var.

İsveç’te Cumartesi ve Pazar günleri marketlerdeki %3,5 alkollü bira dışında içki bulmak mümkün değil çünkü tüm likör dükkanları kapalı. Marketlerde sadece bira bulunuyor. Yada yemek yediğiniz restaurantlarda orta kalite bir şarabı 290-320 SEK arası fiyatlarda sipariş vermek mümkün.

Yemek sonrası yoğun yağmur altında alış-verişi tamamlayıp tekneye dönüş, malzemenin yerleştirilmesi ve arkasından Stockholm turu için hızlıca alış-veriş yaptığımız marketin yakınlarındaki tren istasyonuna geliş. Bilet almak için çok canımızı sıkmadık. Trendeki ilk bilet kontrolünde biletçi halimize bakıp turist olduğumuz anlayınca bizi görmemezliğe gelip çekip gitti. Böylece Lidingö’den Stockholm merkeze olan transferimizi de oldukça ekonomik yaptık. Buradan yaya olarak Icebar’ın bulunduğu Nordicsea Hotel’e geçildi.

Icebar değişik bir deneyim. Özel giysilerinizi giydikten sonra içeriye giriyorsunuz. İçerisi -4 derece, bar ve oturmak için bank da buzdan yapılmış. Vodka bazlı kokteylinizi yine buzdan yapılmış kadehlerde sunuyorlar. Rezervasyon yapmayı unutmayın aksi halde kapıdan geri dönebilirsiniz. http://www.nordicseahotel.se/sv/Hotellet/Mat--Dryck/Absolut-Icebar-Stockholm/ Gerçi tüm kuzey ülkelerinde var Icebar ve Iceoteller.Ama biz bu deneyimden sonra Ice otel fantazisinin çok da gerekli olmayan ve  pahalı olduğunu düşündük ve öncelikli hedefler arasından çıkardık gibi.Çok turistik bir deneyimdi kısaca.

Stockhol’üm herhalde en görülesi yeri olan eski şehre yani Gamlastan’a varış. Buradaki turumuzu tamamlayıp kendimizi bir T6IC café’nin sandalyeleri üzerine yorgunluk gidermek için attık. Dönüş yolunda akşam yemeği için açık hava tercih edildi tabiiki ısıtıcıların altında çünkü Temmuz ayı olmasına rağmen ortalama hava sıcaklığı gündüzleri 18-22 derece, akşamları 10-15 derece civarında. Yine tren yolculuğu ile bu sefer biletli olarak Lidingö’deki Gasaga Marinaya dönüş.Tamda şehir cumartesi gecesi için hareketlenmeye başlamışken.

 

 2.Gün:         

Sabah teknede el birliği ile hazırlanan mükellef bir kahvaltı arkasından hafif yağışlı bir hava eşliğinde avara. Motor seyri ile ada ve adacıklar arasında şöyle bir ısınma turuna çıkıyoruz. İlk olarak aklımızda tutmamız gereken şeylerden biri yakıt istasyonunun yeri. Dönüşte tekneyi yakıt deposu dolu olarak bırakacağız. Zaman kaybını önlemek için yerini iyi bellemek gerekiyor. Çok değişik bir coğrafya, biribirine uzaklı yakınlı, irili ufaklı yüzlerce ada ve adacık çevremizi kuşatmış durumda. Derinlik yer yer 50-60 mt iken aniden 5-6 mt’lere düşebiliyor. Bu sularda dümen tutmak buralara yabancı olanlar için tehlikeli. Chartplotter’dan başka güvenebileceğiniz bir şey yok. Bu suların insanları her kayayı her adacığı her boğaz geçişini ezbere biliyor çünkü hemen hemen herkesin teknesi var ve çocukluktan itibaren yazın tüm vakitlerini teknelerde geçiriyorlar. Ama biz yabancıyız ve öğrenmeye çalışıyoruz azami dikkat sarfediyoruz hakikaten işin şakası yok.

Bu kadar yelkenliyi bir arada görmek çok heyecan verici derken o da ne? Ericsonn 4  teknesi karşıdan geliyor. Ekip içinde. Hepimiz sanki Madonna ‘yı görmüş gibi oluyoruz. El sallamalar, onların ekipten “cool” karşılıklar. Ne kadar büyük ve ne kadar uzun ve ne kadar güzel bir yarış teknesi. Volvo Ocean Race kahramanı onlar.

İlk durağımız Vaxholm. Küçük bir marinacık var. 30-40 tekne kapasiteli. Tekne ile yanaşırken İskandinav usulu bağlanmanın nasıl olduğunu öğrendik ve ilk olarak tatbik ettik. Aşağı yukarı 1 mt uzunluğunda bir ucu kanca şeklinde diğer ucu halka şeklinde, bu halkaya halat bağlanıyor. Paslanmaz bir alaşımdan yapılmış bu metal çubuğun kancalı ucunu şamandıraların üzerlerine takmak için yapılmış halkalara geçiriyorsunuz ve doğrudan baştankara oluyorsunuz. Aynı tonoz almak gibi aslında. Baştankara olduktan sonra kancanın arkasındaki halatı gerdirerek tekneyi biraz açıp sabitliyorsunuz. Çok pratik bir yöntem ama öğrendikten sonra. Ayrılırken de önce baş tarafın palamarı alınıyor kancanın halatı hafif tornistan yardımı ile toplanıyor ve enson kanca şamandıranın üzerindeki halkadan çıkıyor.

Öncelikle tatlı su tanklarını ikmal ediyoruz ve  ardından Vaxholm’de kısa bir şehir içi turu yapıyoruz. 1900’lerin başlarından kalma ahşap evleri ile tanınmış bir yer Vaxholm. Sonra Grinda’ya doğru avara. Bu arada güneş yüzünü az da olsa gösterdi. Grinda’ya baştankara oluyoruz. Hemen sahilde küçük bir restaurant var. Menü çok zengin değil ama buna rıza gösteriyoruz derken süpriz.... Bu arada adayı keşfe çıkan arkadaşımız adanın belkide tek otelinin içinde çok güzel bir restaurant olduğunu haber veriyor, derhal oraya gidiyoruz. Manzarası güzel bir terastan denizi ve adayı seyrederek şampanyalarımızı yudumluyoruz. Sonrasında güzel bir yemek, yemek te Halibut adlı bir balık var,  beraberinde güzel ama pahalı şaraplar güzeller güzeli bir garson elinden. Arkasından , terasta sıcacık kuzey güneşi altında yarı uyur yarı uyanık halde dinlenme.

Akşamı Grinda da geçiriyoruz. Sabah Vaxholm’e likör dükkanı alışverişi yapmak üzere geri döneceğiz. Çünkü teknede sıfır alkol ve herkes detox durumunda, ama buna rağmen bile keyifler yerinde. Yani neymiş “alkolsüz de tekne  yaşamı “ oluyormuş.

 

 

 

 3.Gün:   

Günlerden 6 Temmuz 2009 Pazartesi. Sabah teknenin yanında bir Kuğu ailesi. Biraz ekmek, bisküvi ile onları besliyoruz sonra yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. Kahvaltı teknede yapılıyor ve Vaxholm’e hareket. Vaxholm’de alışveriş yapılıyor. Önce likör dükkanından gerekli miktarda içki tedarik ediliyor. Biraz market alışverişi ve Sandham’a doğru yol çıkış.

Hava yelken için uygun. Motor kapatılıp keyifli bir yelken seyri yapılıyor. Sandhamn Stockholm Archipelago’nun en dış sınırı. Denizcilerin açık denizden dönüş yolunda toplanma ve buluşma yeri olarak ün yapmış. Aynı zamanda Royal Yacth Club burada. Sandham’a yaklaşıyoruz biraz liman kalabalık gibi gözüküyor uzaktan. Limanda zar zor  yer bulup baştankara oluyoruz. Hemen su ve elektrik bağlantılarımızı yapıyoruz. Üstümüzü değiştirdikten sonra Sandham içinde kısa bir yürüyüş yapılıyor. Sevimli bir ada. Yeşil bir ormanla kaplı heryer. Dönüş ve akşam yemeği için kıyıdaki pizzacı ve Marina restaurant seçeneğimiz var ama ikisinin de mutfaklarının saat 21:00’de kapandığını öğreniyoruz. Zaten daha sonrada çeşitli defalar başımıza geldi, kuzey ülkelerinde bizim için normal saatler onlar için geç olabiliyor ve kesinlikle rezervasyon gerekiyor. Yoksa aç bilaç, ağlamaklı, sokakta kalabiliyorsunuz birbirinizin suratlarına bakaraktan. Tek açık yer var yürüme mesafesinde.

Önden iki arkadaş gidip menüye bakıyoruz 10 kişiyi doyuracak bişeyler bulmak mümkün. Ortanın altı bir yemek yiyip kalkıyoruz. Geceyi Sandham’da geçireceğiz. İsveç ile ilgili küçük bir not. Sandham’da bir patlama sesi ile irkiliyoruz ne oluyor diye. Sonradan komşu teknlerden İsveçte akşam saat 19:00’da top atışı ile bayraklar toplanıyor ve sabah saat 09:00’da bayraklar tekrardan yerine asılıyor. Üstelik komşu teknedeki İsveç li tarafından bu konuda uyarlıyoruz hafiften.Sonra bu konuya hep özen gösterdik tabii.

 

 

 

4.Gün:

Güzel hava yerini bir akşam önceden serin ve yağışlı bir havaya bıraktı. Gökyüzü gri renkte. Sabah kahvaltıdan sonra devam eden hafif yağmura rağmen hareket kararı aldık. Hava biraz keyfimiz kaçırdı ama olsun yola devam. Adalar arasında gezintimiz devam ediyor. Rüzgar müsait oldukça yelken yapıyoruz. Kah yelken kah motor. Vaxholm’den alınan iki şişe Şampanya keyfimizi daha da arttırıyor. Öğle yemeği için bakir adalardan birisinde durmayı planlıyoruz.

Bu arada gözümüze bir ada kestirdik. O sırada havada bir açtı ,pırıl güneş. Güzel bir iskele ve ayrıca bağlanabileceğimiz duba da var. Ayrıca başka iki tekne daha var. Güzelce baştankara oluyoruz ve adaya ayak basıyoruz. Çok geçmeden iki isveçli geliyor yanımıza, genç olanının adı Nikolas ve kim olduğumuzu soruyorlar biraz ciddi. Turist cevabını verince biraz gerginlik azalıyor. Ada özel bir mülkiyetmiş. Ancak öğlen yemeği için müsade ediyorlar. Hemen hazırlıklarımızı ahşap iskele üzerindeki yine ahşaptan uzunca bir masa üzerine mükellef bir sofra hazırlıyoruz. Menüde teknelerin vazgeçilmezi bir numaralı ana yemeği olan makarna var ve salata eşliğinde servis edilecek. Yemek yerken bizi karşılayan iki kişiden genç olanı yanımıza geliyor. Çevre hakkında bilgi veriyor, bundan sonra gideceğimiz yerler ile ilgili öneride bulunuyor. Özel mülkiyet olan adalardaki “privacy” ye  çok dikkat etmemiz konusunda bizi uyarıyor. İzinsiz özel adalara çıkmanın barbarlık olarak algılandığını ve kabul edildiğini söylüyor.

 Adadan ayrılıp tarife gore gideceğimiz St. Nassa’ya doğru dümen tutuyoruz. Bu arada hava biraz sertleşiyor ama biz yelkenle ilerliyoruz. Tahminimizden uzunca süren bir yolculuktan sonra St.Nassa’ya varıyoruz. Ancak gerçekten çok tehlikeli bir yer sığlıklar ve kayalıklar çepeçevre etrafımızda. Tam bir mayın tarlası gibi. Hemen yelkenler kapatılıyor bir acele, yavaş ve dikkatli motor seyrine geçiliyor,herkes pür dikkat…

Teknemiz böyle bir yerde manevra yapmak için büyük. Salma 2mt 10cm bu sebeple yeryer 3 metre olan sığlıklar bizim için güvenli değil ayrıca havada sertleşiyor. St.Nassa “Nature reserve” geçekten daha müsait hava şartlarında ve daha küçük bir tekne ile girmenin daha güvenli olacağı bir yer. Daha fazla ileri gitmekten vazgeçip akşam yemeği için isveçli dostumuzun tavsiye ettiği balık restaurantının bulunduğu Möja adasına doğru yola çıkıyoruz.

Aşağı yukarı 3 saatlik bir yolculuktan sonra adaya varıyoruz. Çok sakin bir yer burası adeta terk edilmiş gibi. Merkezi ve canlılığı olan bir yer değil. İlk önce “guest harbor” a girmeyi deniyoruz ama yer yok başka bir iskelede özel mülkiyet olduğu için sahibi saunadan bornozla çıkıp bizi nazikçe refuse ediyor. Dönüp feribot iskelesinin yanında boş bir iskele buluyoruz ve oraya baştan kara oluyoruz. Yaklaşık yarım saat gelen giden var mı diye kontrol edip, kimsenin bizi rahatsız etmeyeceğini anlayınca balık restaurantına gidiş için hazırlanıp yaya olarak yola çıkıyoruz.

Westaholme Fisk Restaurant 1,5-2 km’lik bir yolda. Bizi büyük bir sürpriz bekliyor. Restaurantın mutfağı saat 19:00’da kapanıyor. Kulaklarımıza inanmak istemiyoruz büyük bir şok yaşanıyor. Onca yolu gel, üstüne 2 km yol yürü, açlıktan midemiz kazınırken olacak şey değil tabiiki. Neyseki restaurantın sahibi olduğunu düşündüğümüz hanım telefonla  4 km mesafedeki başka bir restaurant’ı arıyor, mutfak açık hemen gelişimizi haber verip bir de minibus ayarlıyor bize. Neyse biraz yatışır gibi oluyoruz. Minibüs’e binip restauranta geliyoruz, hemen siparişler veriliyor.  Orta sınıf bir yemek Norveç Somonu ağırlıklı ama yine de hiç yoktan iyidir. Yemekten sonra kahveler içiliyor ve aynı minibus bizi bu sefer teknenin olduğu feribot iskelesine kadar geri getiriyor. Gece Möja’deyiz. Bu arada akşamları vakit geçirmek için “eşek” veya “eşşek” oynanıyor oyunu ne kadar uzatmak istedirseniz o isimle oynayabilirsiniz. Tabii kan gövdeyi götürüyor parmağı dönenler, tırnağı kırılanlar, elleri moraranlar gırla gidiyor.

 

 

 

5.Gün:

Artık bu sabah yavaş yavaş tekne seyahatinin sonuna geldiğimizi hissediyoruz. Neyseki hava açtı güneş yüzünü gösterdi. Kahvaltı yine teknede tabiiki. İsveçli dostumuzun önerdiği Finnham’a doğru yola çıkıyoruz. Gidilecek yol çok değil. Bu sebeple elimizi ağırdan alıyoruz, gezimizi kah yelken kah motor seyri şeklinde sürdürüyoruz.

Finnham küçük ve birbirine dar ve sığ geçişlerle bağlanmış lagünlerden oluşuyor. Tam çıkışa yakın ufak bir badire atlatıyoruz. 1,5-2 NM’Lik bir sürat ile giderken önce bir kaç küçük arkasından daha şiddetli bir sademe ile sarsılıyoruz. Bir arkadaşımız sadmenin tesiri ile havuzluktan teknenin içine düşüyor. Anlaşılan chartplotter’da görülmeyen bir su altı kayalığına sürttük. Hemen sintine kaplamalarını kaldırıp bakıyoruz. Göründüğü kadarıyla teknenin salması sürtmüş. Herhangi bir hasar yok teknede. Çarpmadan 1-2 saniye önce derinlik 5-6 mt civarındaydı çarpma sırasında 1.5 mt gösteriyordu. Biraz moralimiz bozuldu ama hasar olmaması biraz moralleri düzeltti. Neyse üzerinde durulacak bir şey değil, son derece tedbirli olamamıza rağmen böyle bir şey başımıza gelmesi olağan çünkü bu suları ezbere bilmiyoruz elimizdeki chartplotter’a güvenmekten başka yapacak bir şey yok hakikaten.  Sonradan bu kayalığa “Kamu Kayası” adını verdik. Bir çok espiriye de konu oldu bizim “Kamu Kayası”. Gezimize  devam ediyoruz.

Finnham feribot iskelesinin yakınlarında bulunan ve 1900’lü yılların başında devrin zengin bir kömür işletmecisine ait iken sonradan şehir yönetimince satın alınıp otele dönüştürülmüş bir yapının iskelesine aborda olup biraz dinleniyoruz. Hamam keyfi ve deneyimi yapmak için biraz araştırma yapılsa da kimse yapmak istemiyor. Buradan dönüşümüz yine Sandhamn’a olacak. 

Rüzgar kolayımıza, acelemiz de yok bu sebeple yelken seyri ile Sandhamn’a doğru yol alıyoruz. Hava yavaş yavaş bozmaya başladı. Sandham’da yine yanaşacak yer bulamıyoruz. Büyük tekneler için rezerve edilmiş bir yere “Harbour Master”ı gecelemeyeceğimize, yemek yiyip ayrılacağımıza ikna edip yine baştankara oluyoruz.

Daha önce mutfağının erken kapanması dolayısıyle kursağımızda kalan pizza’yı bu sefer yemeğe kararlı siparişleri toplayıp iki arkadaşımızı pizza işini organize etmeye yolluyoruz. Gurubun geri kalanı hemen teknenin bağlandığı iskele üzerindeki masalarda yorgunluk atıyor. Üzerimizdeki tekne kıyafetlerindeki yazılardan Türk olduğumuzu anlayan Bulgaristan muhaciri “Müzeyyen abla” gurupla tanışır tanışmaz kendi hikayesini uzun uzun anlatmaya başlıyor. Bu arada pizzalar geldi enfes!! Ya da açlıktan bize öyle geldi. Şarap eşliğinde Sandham sahilinde pizza daha ne olsun ki !

Yemekten sonra teknede dinlenmeye çekiliyoruz, yağmur başlıyor ve gittikçe şiddetini arttırıyor. Sabah erken yola çıkılacak uyuyup zinde kalkmak lazım. 

6.Gün:         

Sabah saat 06:15’da Sandham’dan avara. Şiddetli ve aralıksız şekilde yağan yağmur altında motor seyri ile Lidingö Gattaga Marinaya doğru yol almaya çalışıyoruz.  Bu arada herkes tekne içinde, fedekar kaptanımız hariç. O da dümen başında  içine kadar su olmuş durumda. Neymiş ? Kesinlikle daha su geçirmeyen giysiler ve çizmeler gerekliymiş şeklinde dersimizi alıp ve bulunduğumuz durumdan keyif almaya çalışıp yola devam ediyoruz. Aşağı yukarı 4,5-5 saatlik bir yolumuz var yani engeç 10:00-10:30’da marinada olmamız gerekiyor çünkü check-out’u tamamladıktan sonra hızlı şekilde Arlanda havaalanına hareket etmek gerekiyor vakit dar. Saat 09:30 sularında Gattaga Marinaya yaklaşıyoruz. İlk önce yakıt almamız gerekiyor. Görüş mesafesinin düşük olması dolayısıyla elimizde dürbün benzin istasyonunu arıyoruz ve sonunda buluyoruz. Hemen yakıt ikmali yapıyoruz ve saat 10:00 sularında sürekli yağan yağmur altında Gattaga marinaya yanaşıyoruz. Bu arada Mr. Evert arandı ve hızlı bir check-out yapmamız gerektiği söylendi. Ayrıca bizi Arlanda havaalanına transfer edecek olan Eva ve ilaveten bir taksi de ayarlandı. Mr. Evert çok gecikmeden geldi.

Yol boyunca yağmurlukları ıslanan kaptanımızın ıslak giysileri teknenin ısıtıcısı ve saç kurutma makinaları ile kurutulmaya çalışılıyor, check-out sırasında. Bagajlar yol boyunca hazırlanmıştı. Check-out biter bitmez araçlara yerleşildi ve Arlanda havaalanına doğru yola çıkıldı. Bizi Helsinkiye uçuracak olan Finnair uçağı 14:10’da. Helsinki’den aktarma yapıp Ivola uçağına bineceğiz bu uçağında Helsinki’den hareket saati 17:15. Taksi şöförünün 4 arkadaşımızı yanlış terminalde bırakmasına rağmen diğer gurupla 10 dakikalık terminaller arası bir yürüyüşten sonra 2 numaralı terminalde buluştuk. Check-in tamam. Yemek için 2 nolu terminalin ikinci katındaki café-restaurant’a girdik ve siparişleri verdik. Derken yine bir Türk çıktı karşımıza. İzzet, ikram, sohbet muhabbet, servis super hızlı yorgunluğumuzu biraz olsun attık şimdi artık ver elini Helsinki. 

Helsinki havaalanına ulaştıktan sonra uçaktan inildi terminalde yaklaşık 1 saatlik beklemenin ardından yine Finnair uçağına bindik artık durağımız Ivolahavaalanı. Bu arda boarding için beklerken kuyrukta çok sayıda Japon yolcunun varlığı dikkatimizi çekiyor. Sonradan öğreniyoruzki Japonyada Kuzey Işıklarını gören insanların erkek evlat sahibi olduğuna inanılıyormuş,  bu sebeple Lapland’e çok sık Japon turist gidermiş. Neyse biz devam edelim, Saat 19:35’de Ivola havaalanına indik. Hotele transferimizi gerçekleştirecek olan minibus şöförü ile alanda buluştuk. Bagajların yüklenmesi ile yaklaşık 40 km. mesafede bulunan otelimize doğru yola çıktık. İki şeritli manzaralı yolda içkilerimizi yudumlayarak keyifli bir yolculukla, saat 20:30’u biraz geçerken Otel Kakslauttanen’e vardık. Aracın kapısında sanki uzun süredir tanıdıkmış gibi gelen Mrs. Pia Virtala(o kadar çok telefon görüşmesi yapıldıki kendisi artık Finlandıyalı kuzenimiz oldu) elinde oda anahtarlarımız ve herkes için küçük birer otel haritası ile belirdi. 15 dakika içinde odalara yerleşildi ve akşam yemeği için bütün gurup otel restaurantında buluştu. Odalar süper, birer küçük kütükev. İçinde sauna ve şömine var. 5 gece teknede kamarada yattıktan sonra kütükevler gözümüze adeta saray gibi gözüktü.

Akşam yemeğinde yerel yemekler tadıldı, tabii 4-5 şişe şarap tüketildi şömine başında. Keyifler gıcır. Ancak üzerinde karar verilecek çok önemli bir konu var Cuma günü yapılacak olan excursion için karar vermek. Hızlıca tüm seçenekler gözden geçirildi ve Kuzey Denizine çıkış oy birliği ile kararlaştırıldı. Sorun nasıl gidileceği. Otelin önerdiği turla mı ya da kendi aracımızı kiralayarak mı? Tabii burada da Pia imdada yetişti, tanesi 168 Eurodan iki adet stationwagon buldu. Cuma sabah saat 10:00’da araçlar hazır edilecek.

Otel bahçesinde kısa bir gezinti akşamın keyfini çıkartmak lazım ama hava hiç kararmıyor hele bu kadar kuzeydeyken. Kışları, Aurora Borealis seyretmek için konaklanan Eskimo klubelerine benzer camdan yapıların arasında dolaşıyoruz. Smoke sauna’yı geziyoruz. 4-5 saat once haber vermek gerekirmişki  hazırlasınlar, belki yarına deyip dolaşıyoruz. Sivirisinekler de ayrı bir sorun, vızır vızır yüzlercesi etrafımızda uçuşuyor ve ısırıyor. Biraz sigara dumanı biraz puro dumanı onları uzak tutmaya yetiyor ama sigaralar sönünce hucüma geçiyorlar tekrar. (sivrisinekler lapland iki dalga halinde ortaya çıkıyormuş, ilk dalga Temmuz ayı başında ve üç hafta sürüyormuş, ikinci dalga Eylül başında)Sonunda herkes için istirahat vakti saat 24:00. Odadaki şömineyi yakıp keyif çatılacak ama hava öyle durgunki şömine tütüyor odanın içini duman basıyor arkasından”smoke detector” devreye girip acı acı ötmeye başlıyor. Neyse yarım saatlik bir uğraş sonunda duman odadan tahliye oluyor, alarm susuyor. Tekrardan sükunet hakim oldu. Akşam akşam olay çıktı durduk yerde.

http://www.kakslauttanen.fi/images/porologo.gif

www.kakslauttanen.fi 

 

 

 

7.Gün:         

09:00’da tüm gurup kahvaltıda toplanmış durumda. Sıkı bir kahvaltı yol için su ve içecek tedariki gerekiyor tabiiki. Kahvaltıdan sonra araçları beklemek üzere dışarı çıkıyoruz. Onlarca geyikten oluşan geyik sürüsü otelin bahçesinde dolaşıyor. Eğer ürkütmezseniz yakınlarınıza kadar geliyorlar. Gerçekten çok hoş manzaralar ve sık sık otel ve çevresinde bu manzaraya şahit olacağız. Yol boyunca geyik sürülerine bir çok kez rastlayacağız, karşıdan karşıya geçip trafiğin aksamasına sebep oluyorlar ama kimse onları rahatsız etmiyor. Geyik sürüleri Lapland doğasının bir parçası olarak kabul görmüş kimse yadırgamıyor. Saat 10’a doğru araçları getiriyorlar teslim işlemleri tamamlandıktan sonra yolculuk sırasında en çok ihtiyaç duyulan eşyalarımız yağmurluklarımız ve fotoğraf makinalarımızı da yanımıza alarak yola çıkıyoruz. Yolumuz sadece gidiş yönünde aşağı yukarı 420 Km. Güzergahımız önce Ivola daha sonra E75’i takip ederek  Ivola’nın kuzeyindeki İnari gölü. İnari gölü kıyısındaki hediyelik eşya mağazası ziyaret ediliyor, çeşitli hediyelikler Türkiye’ye dönüş için alınıyor. Mağazadan 200 mt ilerideki Suomi(Sami) Müzesine geçiliyor. Müze gezilirken aynı zamanda Kutup Işıkları’nı (Aurora Borealis/Northern Lights v.s. Kuzey ışıkları yıl boyunca sekiz ay görülebiliyor, sadece Haziran ve Eylül ayları arasında dört ay boyunca görülemiyor) anlatan 10 dk bir film gösterisine de katılıyoruz. Kuzey ışıklarının izlenebileceği  bir kış mevsiminde tekrar buralara gelmek var diye aklımızdan geçiyor muhteşem doğa olayının fotoğraflarını görünce.Ve cam İgloo larda konaklamak da hayal ediliyor öte yandan.

İnari Gölünün ardından 92 nolu devlet karayolu ile Karigasniemi ve Norveç sınırı geçilecek. Sınırdan sonra yaklaşık 20 km daha 92 nolu yolu takip ettikten sonra Karasjok’dan E6 ya bağlanıyoruz ve Lakselv’e doğru gidiyoruz. Med-cezir olayının ispatı için Lakselv’in 10 km kadar dışında sahilde denizin çekilmiş hali eşliğinde gurup resmi çekiyoruz. Sonra belki yiyecek bir şeyler bulabiliriz ümidi ile Stabbursnes uğruyoruz. Ama sıradan bir restaurant bulmak bile hayal gibi. Aslında North Cape’e gitmek hedeflenmeliydi taaa buralara gelmişken. Avrupa’nın en kuzey noktası, sonra kara olmayan yer.Ama ekip gene aç,  gene kahvesiz. Hedef kısaltılıyor ve 150 Km kadar E6 takip edildikten sonra Skaidi’den 94 nolu karayoluna sapıp önce Kvalsund sonra köprü ile Kvaloya adasına geçip nihayet Hammerfest’e varıyoruz.

Biraz yol yorgunu biraz da aç. Yol boyunca turist broşürlerinde öğrendiğimize göre Hammerfest’de  Arctic Menu (Arctic Menu bir tür sertifikasyon. Tamamıyle bir pazarlama projesi. Bu logoyu taşıyan restaurant geleneksel Kuzey Norveç yemeklerini belirli bir kalitede sunma garantisi veriyor demektir. Yaklaşık 45 adet restaurant veya restautant zinciri bu projeye dahil, restaurantlar belirli bir aidat ödüyor bu şebekeye dahil olmak için.)  sunan bir restaurant bulma şansımız var. Rica Hotel’de Arctic Menü olduğunu turist broşürlerinden öğreniyoruz.

Hammerfest’e varır varmaz doğru hotelin yolunu tutuyoruz. Tabii üst üste iki büyük sürpriz yaşayacağımızı bilmeden hotelin lobisinden içeri giriyoruz. Birinci sürprizi reception’daki görevlinin restaurantın 16:00’dan sonra servise açıldığını söylemesi oldu. Gerçekten yarım saat beklemek durumunda olmamıza rağmen keyfimiz kaçtı. Restauranttan içeri girdik Kuzey Denizi manzaralı küçük ama sevimli bir yer. Derken bir garson çıkageldi elinde poşetlerle bizi içeride görünce şaşırdı. İngilizce yardımcı olabilir miyim, restaurant kapalı falan derken bir arkadaşımız yaka kartında yazan isimin “Turgut” olduğunu fark edince makus talihimiz döndü. Sağolsun İskenderunlu Turgut bizi çok iyi ağırladı. Uzun süredir Türkçe konuşmadığını adada bir-iki Türk olduğunu ve sık görüşemediklerini anlattı. Menümüzü Turgut belirledi balık çorbası ve ve balık olarak da Trout yenildi. Turgut’un söylediğine gore Norveç somonuna çok benzeyen fakat ondan daha az yağlı ve lezzetli olan bir Kuzey Denizi balığıymış Trout yani ingilizce karşılığı olan tatlısu alabalığı değil. Tatlı olarak dondurma ve arkasından filter kahve. Yemekten sonra tekrar görüşmek dileklerimizle Turgut’un “arasıra uğrayın” espirisiyle birazda Turgut’u buruk bir şekilde bırakarak dönüş yoluna başladık. Aynı yoldan geri dönüyoruz. Lakslev’de sular geri gelmiş tekrar bir gurup resmi ile med-cezir manzarasını tamamladık. Kuzey denizinin gitmiş ve gelmiş halini görmüş olduk.

 Bu arada dönüş yolunda sık sık yolumuz 3’er 5’er koyundan oluşan küçük sürülerin karayolunun üstüne çıkıp durması veya oturması sebebiyle kesildi. Etraflarına aldırmadan öylece yolun üstünde oturuyorlar ve hiç bir araba korna çalıp, koyunların üstüne üstüne gidip kaçırmaya çalışmıyor. Tüm araçlar koyunların etrafından geçip yoluna devam ediyor.

Norveç sınırına yaklaşırken benzinimiz bitmek üzere Norveç’te euro geçmediği için genel fikir Finlandiya tarafına geçtikten sonra benzin almak ancak sınırdan ne kadar sonra benzin istasyonu olduğune net olarak kimse hatırlamıyor. Finlandiya içinde 20 km kadar ilerledikten sonra geri dönüp Norveç’ten benzin almaya karar veriyoruz. Tam sınırda sinirlerimiz gerilmişken güç bela bir selfservice benzin istasyonu buluyoruz ve herkes derin bir ooohhhh çekiyor. Az biraz “yusufyusuf” durumu yaşandı  kısaca.

Nihayet Ivolaya vardık. Şimdi yemek yemek için bir yerler arıyoruz bir iki denemeden sonra büfe gibi bir yerde akşam yemeğini ayak üzeri geçiştiriyoruz. Sabaha karşı 02:00 sularında “Midnight Sun “ izlemek için vakit geçirecek bir yer ararken yakındaki bir pub’dan bahsediyorlar. Arabalarla bir otelin alt katında bulunan pub’a varıyoruz. 70li yıllardan kalma bir yer sanki DJ’imiz 60 yaş üzerinde bir hanım. İnsanlar  müziğe pek katılımccı değil DJ’de kendi kendine karaoke yapıyor. Derken belki ondan da yaşlı bir hanımefendi geliyor eline mikrofonu alıp geri planda çalan müzik eşliğinde canlı olarak Finn’ce şarkılar söylüyor. Aynı hanımı 1 saat önce başka bir barda şarkı söylerken görmüştük yine. Herhalde çevredeki pub’lara barlara şarkı söyleyen tek sanatçı kendisi. Garip bir yer neyse bugünü de bitirdik saat 24:00.

8.Gün:

Saat 02:00 gibi “Midnight Sun” izleyeceğimiz tepeye varıyoruz. Zaten otele giden yol üzerinde. Kışları kayak merkezi olarak kullanılan bu tepede hava çok bulutlu bu septen  güneşi görmek mümkün değil haliyle otele geri dönüyoruz. Tabii başka bir sürpriz bizi bekliyor. Yolculuk öncesi oda anahtarlarını otel reception’ına teslim eden arkadaşlarımız otelin reception ve idari kısmının kilitli olduğunu görünce şoka giriyor. 1000 küsur km yol yap, benzin bitti bitecek diye panik ol, çeşitli badireler atlat, sonra gece sabaha karşı 03:00’a otele gel ve dışarda kal. Neyse otel personelinin kaldığı müştemilatta ışık yandığını görünce yüzümüzü karartıp kapıyı çalıp durumu anlatıyoruz receptionu açıyorlar, anahtalarına kavuşan arkadaşlarımız sevinç içinde tabii. Hemen yatıp uykuya dalıyoruz.

Sabah kahvaltısını takiben kiralık arabalarımızla önce 12 saatlik tren yolculuğu ve arkadaşımızın doğum günü için gerekli kumanyayı sağlıyoruz sonra otel yakınlarında küçük bir göl kıyısındaki kamp alanına gidiliyor.Yürüyüş yapılıp göl kenarında şarap keyfi yapılıyor. Yolda artık görmeyi kanıksamaya başladığımız geyiklerin çok kalabalık bir sürüsüne rastlıyoruz. Çok yakınımızdalar hemen çekimler başlıyor. Yavruları çok güzel.

Arkasından “Tankavaaran” altın köyüne gidiliyor. Nehirden altın çıkartılan bir yer burası. Sonradan müzeye dönüştürülmüş. 1 mt küp kumdan 2 gr altın çıkartılıyormuş. Saat 16:15’de bizi otelden Rovaniemiye tren istasyonuna götürecek olan minibüsümüze yerleşmek üzere otele dönüyoruz. Check-out tamam, araçlarıda teslim ediyoruz. Minibüse bagajlarda yüklendi yola çıkmaya hazırız. 250 km lik ve 3 saatlik yolumuz var.

Yolculuk için gereken malzemeler hemen minibüsün minik masasına kurulup keyifli bir yolculuk başlıyor.Arada Rovaniemi'ye 10 km kala Arctic Circle’ın geçtiği park gezilecek. Saat 19:00’da Arctic Circle’ın geçtiği parka varıyoruz. Hemen inip bu anı resimliyoruz. Saat  19:30’da tren istasyonundayız. İki katlı yataklı trende duş&wc’li kabinlere rezervasyonumuz var.

 

 

Hemen bilet satış ofisinden rezervasyon numaramızla biletlerimizi satın alıyoruz.(Finlandiya içindeki tüm tren rezervasyonları için Tel:00358 92319 2902) Tren 21:10’da hareket edecek. Bir saatlik bir vakit var ve hemen akşam yemeği için pizza organizasyonu yapılıyor. Kalkışa yarım saat kala tren kapıları açılıyor kabinlere yerleşme ve derken yavaş yavaş meraklanmaya başladığımız arkadaşlarımız ellerinde kutu kutu pizza ve bir Türk arkadaş ile istasyona varıyorlar. Burada da bir Türk’e rastladık. Gurubun Türk olduğunu duyunca dayanamayıp arabaya atlayıp arkadaşımızla birlikte tren istasyonuna gelmiş bize merhaba deyip yolcu etmek için. Hemen tren peronunda ayak üzeri pizzalar yeniyor. Trene biniş ve hareket.

Yolculuk sırasında saat tam 24:00’da bir arkadaşımızın doğum günü kutlanacak hazırlıklar yapılıyor. 2X1 mt kare kabinde tam 10 kişi şampanya patlatıp doğum günü kutlaması yapıyoruz. Yarın artık Helsinki’de olacağız. Şehiri gezmek için çok vakit yok.

 

 

9.Gün:

Helsinki tren istasyonuna 08:35’de vardık. Trenden inip bagajları istasyonun emanatine verip yaya olarak dolaşmaya başlıyoruz. Pazar olduğundan her yer kapalı. Denize kıyısına yani Vikingline ve Siljaline’a ait büyük gemilerin yanaştığı iskele tarafına doğru yürüyoruz, güzel ve güneşli bir gün. Önce hafif bir kahvaltı yani bir iki kurabiye, bir bardak çay veya kahve. Sonrasında sokak aralarında, parklarda dolaşılıyor, sahilde kurulmuş pazar geziliyor, yürüyüş mesafesindeki kilise geziliyor. Arkasından Tren istasyonunun hemen yanında yer alan ve bizi havaalanına götürecek olan otobüsün kalkacağı perona bagajlarla geliş. Artık Helsinki havaalanındayız.

Tam 9 günlük yoğun geçen ve çok mobilize olunan organizasyonu zor bir tatil daha bitiyor. Tabii yolda gelecek tatiller planlanmaya başlandı bile Travelholics olmak böyle bişey, biri bitmeden diğerini planlayacak motivasyona sahip olmak.

BİTTİ