Meteora (Kalampaka) Korfu (Kerkyra)
(26/11-30/11/2009)
TUR
ÖZETİ:
Türkiyeden İpsala sınır
kapısından çıkış yaparak Yunanistana giriş
yapılacak, İpsalayı İgomenitsaya bağlayan
yaklaşık 1000 Km uzunluğundaki otoyol kullanılarak önce
Stavros sonra Kalampakada konaklanacak, ardından İgomenitsadan
feribotla Korfu adasına geçilecek. İki
gece Korfuda konakladıktan sonra yine aynı otoyol kullanılarak
dönüşe geçilecek. Dönüş yolu iki merhalede
alınacak bu sebeple bir gece Kavalada konaklanacak ve Türkiyeye giriş
yine İpsala üzerinden olacak.
1.Gün:
26 Kasım 2009 Perşembe. Kurban bayramının arife günü öğlen saat 12:30-13:00
sularında İstanbuldan hareket edildi. TEM otoyolu
kullanılarak Kınalı Köprü çıkışından
Tekirdağa doğru giden bir güzergah takip edildi. Tabii ki
Tekirdağa varış saatine bağlı olarak yapılması
gereken iki ritüel; sabah erken saatte
varılmış ise balıkçı korunağındaki çay
bahçesinde kaşarlı tost ve taze simit ile duble çay
eşliğinde kahvaltı etmek yok eğer kahvaltı saati
sonrası bir saatte Tekirdağa varılmış ise muhakkak
Tekirdağ köftesi eşliğinde öğlen veya akşam
yemeği yemek. Bizim
varış saatimiz gereği öğlen yemeği yerine geçecek bir
öğünü leziz Tekirdağ köftesi eşliğinde eda ediyoruz.
Ardından İpsalaya doğru
direksiyon tutuyoruz. İpsalaya vardığımız
sırada Türkiye genelinde memurların iş yavaşlatma eylemi
olduğu için yaklaşık 45 dakika gümrük çıkışı
işlemleri için bekliyoruz. Yunanistana giriş ve önce Dedeağaç(Aleksandrapoli) ardından
Gümülcine(komotini) yi geçip Selanik yönünde ilerliyoruz. Hava
yolculuk için çok güzel, biraz serin ama tüm yol boyunca güneş bizden
yüzünü esirgemedi. Gün batımında Stavros
varış. Öncelikle kalacak bir yer
ardından akşam yemeği yiyecek bir restoran arıyoruz ama
kış mevsimi sebebiyle hemen hemen her yer kapalı. Sahilde merkeze 2-3 Km mesafede bir otel bulduk. Odalara yerleştik ve ısıtıcıları
açtırdık. Akşam yemeği yemek üzere
merkeze döndük. İlk tercihimiz tabii ki deniz
ürünleri sunan bir yer bulmak. Pek de turistik olmayan
daha çok local bir taverna bulduk. Tüm ürünler taze,
karnımız çok aç ama önce gözümüz doysun diye yiyebileceğimizin
iki katı sipariş verdik. Restoran sahibi Yunanlı Türk
olduğumuzu ve İstanbuldan geldiğimizi öğrenince bizim
siparişlerin üzerine bir o kadar da ikram
yaptı. Izgara ahtapot, kalamar ızgara, kalamar tava, hamsi tava,
tekir tava, İstanbulda yavaş yavaş unutulmaya yüz tutan leziz
bir ev yapımı tarama, Yunan salatası, tuzlu sardalya yine ev
yapımı turşu ki içinde kereviz sapıyla
bağlanmış içi lahana ve kırmızı biberle
doldurulmuş patlıcan da var. Polumari olmadan menu tam olmaz tabii
ki. Üstüne Yunanlıların geleneksel tatlısı yoğurt ve bal.
2.Gün:
Sabah erken yola
çıkacağımız için çabucak taoplanıp otelden
çıktık sabah kahvaltımızı
börek eşliğinde Stavrosun merkezinde yaptık. Kalampakaya doğru yola düştük. Otoyol
bir yerden bir yere hızlı gitmek için ideal ancak çok fazla şey
görme şansınız yok tabii ki kasaba ve şehirlerin içinden
geçmediği için. Ama hedefimiz hızlıca
Kalampakaya varmak. Otoyoldan sonra arayollarda da
yaklaşık iki saatlik bir yolumuz var. Hava harika. Öğleden sonra 15:30 gibi Kalampakaya vardık. Çok sevimli kçük bir kasaba. Arabayla
kısa bir tur yapıyoruz önce kasaba sokaklarında sonra
kalacağımız yeri bulup yerleşiyoruz. Otelimiz bu devasa kayaların hemen eteklerinde
konuşlanmış Meteora manzaralı. Kalampaka
Meteora bölgesi sebebiyle tanınmış bir yer. Meteora kelime anlamı olarak havada asılı demek.
Burasını coğrafyası
dışında tanınmış bir yer haline getiren en önemli
unsur bu aşılmaz, ulaşılmaz kayaların üstüne
kurulmuş olan yüzlerce yıllık manastırlar. Gerçekten
de bizim Kapadokya gölgesini andıran bir coğrafya dev asa sütun gibi
yükselen kayalar ve bunların üzerinde inşa edilmiş
yaklaşık 15 civarında manastır var. Manastırlar sadece
belirli gün ve saatlerde gezilebiliyor. Gün
ışığı fotoğraf çekmek için gayet ideal.
Öncelikle Kasaba meydanın da ki havuzlu parkta yer alan
restoranda öğlen yemeğimizi yiyoruz. Ardından
saat ilerlediği için açık olan manastırların listesini
alıp yola düşüyoruz. İçini gezebildiğimiz tek bir
manastır var. Girişde özellikle bayanların giymesi için etek
veriliyor, bu etekler olmadan bayanların manastıra girmesi mümkün
değil. Manastırın avlusundan tüm çevreyi
seyretmek mümkün, manzara olağan üstü. Giriş saatleri uygun
olmayan manastırları dışarıdan
fotoğraflıyoruz hava kararıncaya kadar.
Manastırlardaki yaşamla ilgili bilgi vermek
gerekirse, ulaşım bazı manastırlarda bizim karadeniz
bölgesinde kullanılan teleferik sistemine benzeyen sistemler
dışında imkansız. Bazılarına
ise yürüyerek ulaşmak mümkün ancak bir sürü merdiven aştıktan
sonra. Her manastırın yiyecek ve malzeme
taşıdıkları ayrı asansör sistemleri var. Gün kararıncaya
kadar hem havanın hem manzarının
tadını çıkartıyoruz. Meteora doğası ve içinde
barındırdığı manastırları ile dünyada
hakikaten kesinlikle en az bir kere gelinip görülmesi
gereken bir yer.
3.Gün:
Sabah
kahvaltısının ardından İgomenitsaya doğru yola
çıkıyoruz. Önümüzde
otoyola kadar biraz virajlı, yokuşlu bir yol
var ama manzara görülmeye değer.
Öğleden
sonra 14:00-14:00 sularında İgomenitsaya varıyoruz. Hemen Korfu
adasına bizi götürecek olan feribot için bilet alıp kendimiz ilk
feribota atıyoruz. Feribot işleten 4-5 firma
var. Fiyatlar hemen hemen her firmada aynı, araçlar 32 euro,
yetişkinler 8 euro. Her tarım saatte bir feribor var eğer vaktiniz varsa feribota erken bilet
alırsanız fiyatlar %25 daha ucuz olabiliyor. Feribot
yolculuğu tam 1.5 saat sürüyor ve sizi doğruca Korfu merkeze
indiriyor. Aslında adanın en güney ucuna yaklaşık
yarım saatlik bir feribot yolculuğu gitmek mümkün fakat güney ucu ile Korfu merkez arası
45 Km. Biz doğrudan Korfu merkeze gidiyoruz. Korfunun
merkezinde özellikle feribotların geliş saatinde yoğun bir araç
trafiği yaşanıyor. Kısıtlı
sayıda otopark var güç bela bir yer bulup araçları park ediyoruz.
Yaya olarak eski şehiri dolaşıyoruz.
Ada yaz sezonunu kapattığı için hemen hemen her yer kapalı. Eski şehir içindeki alış-veriş
mağazaları açık ki onlar da erken saatlerde kepenk kapatıyorlar.
Yemek için çok fazla bir alternative yok. Kara yolu ile adayı önce merkezden güneye doğru inerek
turluyoruz. Sinaredes, Skala, Alonaki, Kanoula buradan adanın güney
doğusunda yer alan
Kavos, Lefkimi yi geziyoruz. Hava biraz
bulutlandı ve hafif hafif yağmur atıştırıyor.
Geceyi geçirmek için kalacak yer arıyoruz.
Merkezden uzakta olduğumuz için yazlık sayfiye mekenlarındaki
oteller, pansiyonlar
hepsi kapalı. En sonunda anayoldan ayrılıp
yaklaşık 3 Km kadar toprak bir yol ile
ulaşılabilen bir agroturizm kapsamında sayılabilecek bir
çiftlik buluyoruz. Çiftlik Port Korission denilen ve denize de
bağlantılı olan küçük bir gölün kıyısında 8
hektar üzerine kurulmuş ve aynı zamanda zeytin yetiştiriliyor. Çiftliğin sahibi eski bir teknisyen. İstanbuldan
geldiğimiz duyunca şaşırıyor. Hemen kalacağımız odalarımızı görüp
yerleşiyoruz, ısıtıcıları açtırıyoruz
çünkü 2-3 gündür güzel yüzünü esirgemeyen güneş yerini yağmur ve
soğuğa bıraktı. Çiftlik sahibi
misafirler için çok şirin bir restoran hazırlamış. Bizim için şömineyide yaktılar
içerisi son derece konforlu hale geldi. Akşam
yemeği için çok geniş menu seçeneğimiz yok ama gayet lezzetli
bir çorba ve arkasından balık ikram ediyorlar. Gerçekten çok neşeli ve keyifli bir gece geçiriyoruz, çiftlik
sahipleri de arada sohbete katılıyor. Dışarıda
doğanın sesinden başka hiç bir ses yok,
metropol hayatından gelen bizler için büyük nimet.
Sabah kahvaltımızı
yapıp
vedalaşıyoruz. Şimdi adanın kuzeyini
dolaşmak üzere yola çıkıyoruz. Adanın
mimarisi ege denizinde ki geleneksel yunan adalarından daha farklı.
İtalyan mimarisi buradaki yapı tarzını
etkilemiş. Kuzeyde Ag.Stefanos, Kassiopi, Karnaris, Ag. Roda, Sidari, Paleokastro gibi sahilde
bulunan sayfiye yerlerini dolaşarak Kuzeyden güneye doğru yani
adanın ortasında ve doğusunda yer alan
Korfu merkeze doğru yol alıyoruz. Geceyi merkezde
geçireceğiz. Feribot
iskelesinin karşısında yer alan klasik
bir şehir oteline yerleşiyoruz. Hem akşam yemeği için hem
de şehir merkezini biraz daha yaya olarak gezmek için tekrar merkeze iniyoruz
ama dünkü manzara şu anda yok. Otoparklar bomboş,
meydanlar sokaklar bomboş. Dünya
mutfağından oluşmuş bir menu sunan ve adada açık olan
neredeyse tek ve en güzel restorantta(Aegli garden Restaurant) akşam yemeğimiz yiyoruz keyifli
şekilde.
4.Gün:
Sabah
erkenden feribot biletlerimizi alıp feribotla İgomenitsaya geçiyoruz. Hava çok güzel, yine sanki bizi uğurlamak için
güneş yüzünü gösterdi. Güzergahımız Yunanistanı batıdan doğuya
bağlayan 1000 Km otoyol. Yolu yine ikiye böldük
ve gecelemek için Kavalayı seçtik. Aşağı
yukarı 600 Km bir yoldan sonra akşamüstü 16:00 sularında
Kavalaya varıyoruz. Yine gecelemek için kendimize güzel bir otel
buluyoruz, bu kadar yol katettikten sonar biraz
kendimizi şımartıp güzel bir otele(Lucy Hotel www.lucyhotel.gr) yerleşiyoruz. Akşam yemeğinden önce Kavalalı Mehmet Ali paşa
konağı ve yine Osmanlı zamanından kalma hamamı ve eski
şehrin sokaklarını dolaşıyoruz. Akşam yemeği için tercihimiz yine deniz mahsülleri.
Günbatımı ile hava yavaş yavaş
kararıyor yine hüzünleniyoruz. Travelholicler
için yine bir gezinin sonu bir sonraki akşam İstanbulda
olacağız.
5.Gün:
Sabah
yine pırıl pırıl bir güneş bizi Kavaladan yolcu
ediyor. İpsala
üzerinden Türkiyeye giriş yapacağız. Öğle
saatlerinde Tekirdağda olmayı ve kapanışı leziz
Tekirdağ köftesi ile yapmayı planlıyoruz. Yemekten sonra
tekarar yola çıkıyoruz ve
Saat 17:30 keyifli bir uyuşukluk
içinde evimizin önündeyiz
BİTTİ