Taşoz Makri

(16/05-19/05/2009)

 

TUR ÖZETİ:

İstanbuldan hareketle karayoluyla önce Taşoz adası'na  gidip orada iki gece konaklayacağız daha sonra dönüş yolumuz üzerinde bulunan Aleksandrapoli(Dedeağaç)’ye 5 Km mesafedeki Makri’de bir gece konaklayarak İstanbul’a döneceğiz. Aynı gidiş ve dönüş yolunu kullanacağız. İstanbul’dan  E6’yı kullanarak, Kınalı Köprü çıkışından E6’dan çıkılarak E5’i takiben Tekirdağ, İpsala ardından  Yunansitan sınırı geçilerek Aleksandrapoli üzerinde E90’ı takip ederek önce Komotini(Gümülcine) ardından Zanti yolunu takip ederek Keramoti’ye ulaşılacak buradan ferryboat’a binilerek Taşoz Adasına geçilecek. Adanın merkezinden adanın en güneyinde ki yaklaşık 50 Km mesafedeki nihai hedefimiz olan Potos’a ulaşılacak.

 

 

 

PROGRAM:

 1.Gün:         

Saat 07:00’da hareket. Doğrudan E6’yı kullanarak, Hadımköy, Silivri arkasından Kınalı Köprü gişelerinden çıkış. E6’dan E5’e girip, Gümüşyaka’dan devam ediyoruz. Henüz yaz mevsimi başlamadığı için yazlıklar  boş,  bu sebeple trafik yok denecek kadar az. Aşağı yukarı saat 08:00 sularında Tekirdağ’daki  balıkçı korunağına vardık. Hava gayet güzel, güzel bir kahvaltı için hazırız, simit, poğaça, çift kaşarlı ve dometesli tost ve bir  büyük bardak çay. Bundan güzel kahvaltı olmaz yolculukta…

Kahvaltı sonrası tekrar yola koyulduk. İpsala’ya kadar gayet rahat geliyoruz oradan tabela değimiyle “Hudut” yoluna giriyoruz ve İpsala Hudut kapısındayız.Türk askerlerine el sallayıp Yunan askerleriyle selamlaşıp pasaport kontrole varıyoruz. Fazla beklemeden, işlemlerimizi tamamalayıp otoyola girip yola devam ediyoruz. Ancak otoyolda çalışma var bu sebeple bizi yan yola yönlendiriyorlar, yol hesapladığımızdan uzun sürecek. Zanti(Xanti) ve Kavala yolunu takip ediyoruz. Kavalaya gelmeden önce Keramotiye sapıpı öğleden sonra 15:00 sıralarında feribot iskelesine yetişiyoruz. Saat 15:30’daki feribot’a bineceğiz. Bilet fiyatları yolcu ve araba dahil 20 euro civarında. Her yarım saatte bir feribor var. Feribotu kaçırdım diye üzülmeye gerek yok en fazla yarım saat bekleniyor. Feribotta seyahat etmek eğlenceli, martılar yolculukta bize refakat ediyor. Bi şeyler yemek için istekliler, devamlı güverteye doğru süzülüyorlar yiyecek aranarak, biz de onları biskuvit ile besliyoruz. Atılan yiyecekleri kapmak için birbirleriyle yarışıyorlar ve dokunacak kadar yakınımıza geliyorlar ama herhangi bir gagalama olasılığına karşı dikkatli olmak lazım. 35-40 dakikalık bir yolculuktan sonra Taşoz adasına varıyoruz.

Nihai hedef olan Potos’a adanın doğu tarafındaki yolu kullanarak gideceğiz. Yol görsel açıdan çok güzel bir manzara sunuyor. Ege’deki adalar nispeten çorak olur. Ağaç varsa bile adanın her yerini coğrafi olarak kaplamaz. Ama Taşoz yemyeşil. Kuzeye yakın olduğu için daha çok yağmur aldığından olsa gerek, gerçekten Ege’deki adalardan farklı. Yol üzerinde Aliki’de durup geç de olsa güzel bir öğlen yemeği yemek için duruyoruz. Salaş bir balıkçıda hemen siparişlerimizi verip zeytinyağı ve taze ekmekle açılışı yapıyoruz.

 

 

Aliki

Karnımızı doyurduktan sonra kalacak bir otel bulmak üzere Potos’a doğru yola çıkıyoruz. 20 Km sonra Potos’dayız. Yol boyunca denize girilebilecek güzel koylar var, bazıları bakir,  bazılarında basit de olsa birkaç  tesis var. Potos’un 3-4 Km kadar dışında sahile ve kumsala “sıfır” bir otel bulup yerleşiyoruz. Bu arada kara tarafında 7-8 tane tek katlı villadan oluşan, kendine ait bahçesi ve  havuzu bulunan, yerler de var hem de yeni hizmete giriyor ama bizim tercihimiz denize yakın olmak. Denizin kokusunu duymak ve  dalgaları seyretmek.  Otelin bulunduğu küçük koyun kumsalı ve  denizi tahminimizden daha temiz ve güzel. Hemen yorgunluk atmak için denize hücum…

Potos

Aslında Potos’un içinde de büyükçe bir kumsal ve plaj var. Buradan denize girmek mümkün. Fakat plaj,  restaurantların ve barların önünde olduğu için özellikle yüksek sezonda kalabalık olabilir.  Denizin de tabii daha kirli olma ihtimali var çünkü plaj köyün sahilinde.

Saat 19:00’da bizimle aynı saatte yola çıkamayan arkadaşlarımız geliyor, onları karşılıyoruz.

Akşam yemeği için tercihimiz, yine balık restaurantları olacak. Poseidon restaurantta karar kıldık. Her zamanki gibi masa donatılıyor. Horta, ızgara ahtapot, Greek salad, kalamari, zaziki, poulomari, ouzo ve daha niceleri. Tabii balık yiyecek yer kalmıyor insanda, bu kadar mezeden sonra. Yemeğimiz bitirip üstüne Greek Café’lerimizi ısmarlıyoruz. Yol yorgunluğu var ne de olsa.  Otelimize dönüyoruz. Birer kahve daha içip istirahate çekiliyoruz. Burası özellikle çocuklu aileler için ideal. Düşük sezonda oda başı fiyatı 40-45 euro civarında. Yunanistanın turistler için en ilgi çekici yanı özellikle deniz mahsulu satan restauranlardan makul bir hesap ödenmesi ki bu adam başı 10-15 euro’yudur.

2.Gün:         

Sabah kahvaltısını yine Potos merkezdeki kahvaltı veren restaurantlardan birinde yapıyoruz. Kahvaltı sonrası deniz banyosu. Hava sıcak deniz muhteşem. Çok keyiflice vakit geçiriyoruz. Öğle yemeği yine Potos merkezde ama deniz mahsulü değil bu sefer Gyros yiyoruz. Akşam üstü adanın içlerinde bir dağ eteğinde kurulu olan  Limanaria’yı gezmeyi planlıyoruz. Küçük ve sevimli bir köy, deniz manzarası olmasa da yüksek bir yere kurulu olamanın avantajı var dağ manzarası yine de güzel. Daha sonra tekrar Aliki yoluna doğru, yani tekrar sahil yoluna giriş yapıyoruz. Gelirken gördüğümüz koylara girip çıkarak Alikiye tekrar dönüyoruz. Burası, bir kazı arkeoloji alanı aynı zamanda. Arkeolojik kalıntıları geziyoruz. Küçük bir burun var arkadaşlarımızdan bazıları bu burnu yürüyerek dolaşılıyorlar. Aliki’de manzaraya karşı kahve içmeden olmaz. Kahvelerimizi içip geri dönüyoruz.

Akşam için Potos’dan daha büyük ve daha turistik bir yer olan Limanaria’ya gideceğiz. Akşam üstü gittiğimiz köy değil, aynı adı taşıyorlar ama burası sahilde. Tam bir turistik mekan, hediyelik eşya dükkanları, turistik menülü restaurant’lar. Hava kapadı yağmur başlayacak gibi. Hoşumuza giden bir mekan bulamayınca tekrar Potos’daki Poseidon’a geri dönüp akşam yemeği yemeğe karar veriyoruz. Yağmur başlıyor. Yemek sırasında gökyüzünde nefis manzaralar yaratan aşağı yukarı 2 saate yakın süren “thunderstorm” izliyoruz. Şimşeklerin ve düşen yıldırımların oluşturduğu sahne gerçekten görülmeye değer. Doğal bir havai fişek gösterisi gibi. Bardaktan değil kovadan boşalır gibi yağmur yağıyor. Güneşten korunmak için konulmuş tentelerin altına girip yağmuru ve gökyüzündeki şerareleri seyretmek ve yanında ouzo içmek keyifli bir deneyim.

Otele dönüşte yeni bir sürpriz, adanın tüm elektiriği kesiliyor. Otel sahibesi hanım bize mum getiriyor yakmak için. Böylesi daha “romantic” oldu, yağmurun sesi, şimşekler ve mum ışığı.

 3.Gün:   

Dönüşümüzü bir gece Makri’de kalacak şekilde planlıyoruz. Otelden ayrılıyoruz. Feribot iskelesine varmak için bu sefer adanın batı tarafındaki yolu takip ediyoruz. Bu yol doğu tarafındaki yola gore daha düz, çok viraj yok, daha hızlı yol alınıyor ancak manzara dikkate değer değil. Feribota binip, karşı sahile yani Keramoti’ye geçiyoruz.  Önce Komotini(Gümülcine) yakınlarındaki Fanari’de öğle yemeğini yemek üzere  duraklayacağız. Gideceğimiz balık restaurant(Panaroma) denizden yüksek bir tepe üzerinde kurulu aşağıda güzel bir plajı var. Manzara harika. Hava açtı, güneş tekrar sıcak yüzünü gösterdi. Hemen yiyeceğimiz balıkları vitrinden seçiyoruz, balıklara ödecek para için pazarlık ediyoruz fiyatta anlaşınca  içeceklerimizi ısmarlıyoruz. Masaları dışarı hazırlayacaklar, karnımız açıktı, bizimde yardımımızla hızlıca masalar taşındı ve kuruldu. Çok keyifli bir öğle yemeğini bitirip tekrar yola koyuluyoruz. Otoyolda hızlıca yol alıp akşam üzeri saat 15:30 sıralarında Makri’de kalacağımız otele varıyoruz. Bazı arkadaşlar istirahate çekiliyor bazıları otelin terasında kahvesini yudumluyor. Sezon başı olduğu için sahilde kimse yok, otel çevresi son derece sakin, dinlenmek için ideal bir ortam. Güneş insanın içini ısıtıyor. Akşam üstü denize giriliyor biraz soğuk ama bir dakika sonra suya alışıyor insan.

Akşam yemeği için yine Makri’de bahçelerin arasından, dar bir yoldan gidilen ??? restaurantını tercih ediyoruz. Keyifli ve konforlu bir ortam. Yılbaşını geçirmek için, değişik bir yer ve  değişik bir mekan arayanlar için burası  ilginç bir seçenek olabilir.  Yine birbirinden leziz mezeler ve deniz mahsülü yemekler yiyoruz.  Yemek sonrası otelimize dönüş.

4.Gün:

Sabah kahvaltımızı yapıyoruz, dönüş için çok acelemiz yok. Sezon başlamadığı için otelde çok fazla çalışan yok. Kahvaltı siparişini, tek kelime İngilizce bilmeyen görevliye,  kah vücut dilini kullanarak, kah elimizle istediğimiz şeyi göstererek, kah kendi işimizi kendimiz yaparak zar zor da olsa verebiliyoruz. Ama sonuç hiçte fena değil hem lezzeti hem sunumu gayet güzel bir kahvaltı masası hazırlanıyor.

Yavaş yavaş toparlanıp yola koyuluyoruz, geldiğimiz yoldan geri döneceğiz. Hava güzel ve  yolculuk için ideal.Tatilimiz gayet güzel geçti, Taşoz adasını gördük daha önce görmediğimiz ve adayı keşfettik daha ne olsun !

Bir sonraki sabah yine, İstanbulun keşmekeş trafiğine,  yoğun iş temposuna,  stresine ve “koşuşturmacanın” içine, güzel ve derin bir nefes almış olarak dalacağız…  

 

BİTTİ